Uluslararası bir bilim insanları ekibi, özellikle çocuklarda ve ergenlerde görülen, tedavisi zor bir kemik kanseri türü olan osteosarkom hücrelerindeki zayıf noktayı tespit etti. Laboratuvar ortamında gerçekleştirilen deneylerde, iki deneysel yöntemin birlikte uygulanması tümörün büyümesini yavaşlatmayı ve farelerin yaşam süresini önemli ölçüde uzatmayı sağladı.

ABD’deki St. Jude Çocuk Araştırma Hastanesi’nde görev yapan bilim insanları, kanser hücrelerinin zayıf yönlerini belirlemek amacıyla proteinleri parçalayan özel moleküller kullandı. Geleneksel ilaçlar zararlı proteinlerin etkinliğini geçici olarak durdururken, bu moleküller söz konusu proteinleri hücre tarafından yok edilmesi gereken maddeler olarak işaretliyor ve tamamen parçalanmalarına yardımcı oluyor.

Araştırmacılar, osteosarkomun gelişiminde rol oynayan EP300 adlı proteine özellikle odaklandı. AKT protein sinyal sisteminin etkinliği arttığında kanser hücrelerinin, EP300 proteinini parçalamayı hedefleyen etkiye karşı daha duyarlı hâle geldiğini belirlediler.

AKT sisteminin etkinliğini azaltan onaylı ilaçların hâlihazırda bulunmasını dikkate alan bilim insanları, iki yöntemin birlikte uygulanmasını test etti. İnsan tümör hücrelerinin yerleştirildiği laboratuvar fareleri üzerinde yapılan deneylerde, EP300 proteininin parçalanması ile AKT sistemi sinyallerinin baskılanmasının bir arada uygulanması daha etkili oldu. Sonuç olarak tümörlerin büyümesi önemli ölçüde yavaşladı ve deney hayvanlarının yaşam süresi uzadı.

Klinik öncesi araştırmanın sonuçları Journal of Experimental Medicine adlı bilimsel dergide yayımlandı.

Bilim insanları ayrıca osteosarkomun bazı türlerinin tedaviye neden duyarlı, bazılarının ise neden dirençli olduğunu açıklamayı başardı. Biyolojik ve biyokimyasal analizler, tedaviye dirençli tümör hücrelerinin proteinleri daha hızlı ürettiğini gösterdi. Bu sayede parçalanan EP300 proteininin yerini hızla doldurabiliyorlar. Tedaviye duyarlı hücrelerde ise bu proteinin üretimi daha yavaş gerçekleşiyor ve uygulanan yöntem bu hücrelerin yok edilmesini sağlıyor.

Bilim insanlarına göre, son kırk yıl içinde osteosarkom tedavisi için yeni onaylanmış yöntemlerin ortaya çıkmaması, bu alanda yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Yeni keşif, hastaların bireysel özelliklerine uygun tedavi yöntemleri geliştirilmesi açısından umut verici olanaklar sunuyor.

Gelecekte yapılacak genetik testler, ilgili mutasyonları taşıyan hastaların belirlenmesine ve onlar için hedefe yönelik tedavilerin seçilmesine yardımcı olabilir. Bu yaklaşım, kanser hücrelerinin vücudun diğer bölgelerine yayıldığı durumlarda bile kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi açısından önem taşıyor.

Bununla birlikte, elde edilen sonuçlar şimdilik yalnızca klinik öncesi araştırmalara dayanıyor. Yöntemin insanlarda güvenli ve etkili olduğunu doğrulamak için ek klinik araştırmalara ihtiyaç var.